YAYINLANMIŞ YAZILARINDAN:

GÜZEL NEDİR?
Güncel yaşantımızda "güzel" sözcüğünü çok kullanırız. Doğadaki değişik görünümler - örneğin, mehtaplı bir gecenin görünümü- bir melodi, bir şiir, bizleri heyecanlandırabilir, bizlere bir mutluluk verebilir. Biz, bu mutluluğumuzu belirtirken, "ne güzel bir gece, şiir ve melodi" diye haykırırız.
Güzel nedir?... Bu kavramın tanımını yapmak zor, hatta olanaksız. "Güzel" kavramının anlamı, kişiden kişiye değişir, çünkü kişiler, gerek yapı, gerekse kültür yönünden birbirinden çok farklıdır ve onlar değişik durumlarda duygulanır.
Güzelin kaynağı doğadır.

Doğada, matematik bir düzen ve akıl almaz bir ahenk [armoni) vardır.
Sanatçı, gücünü, kuvvetini doğadan alır. Şiir, müzik, resim, heykel vs. gibi eserlerle güzeli arar ve onu yaşatır. Doğadan esinlenirken, onu taklit etmekten ziyade, onu yorumlayarak heyecanlarını duygularını bize iletir. Bizim göremediğiniz birçok güzelliği gözlerimizin önüne serer. Demek ki "güzel" sanatta varolmadan evvel, doğada bulunmaktaydı. Bazı tasavvufi dinler de, ilahi güzelliğin, saklı bir hazine halinde bulunduğunu ve takdir edilmek üzere ortaya, çıktıklarını ileri sürer.

Fiziki güzellik, doğanın gözlere bahşettiği bir şölendir. Güzel şeyler, iç zenginliğimizi artırarak bize mutluluk verir ve bizi yüceltir. Bu güzellikleri görebilmek için de temiz bir yüreğe sahip olmamız gerekir. Bazen, bizleri ağlamaya kadar götürebilen bizlere "sevinç gözyaşları" döktüren güzellikler vardır.

Dış alemdeki güzellikleri, içimizde arayıp bulmalıyız. Bu nedenle "güzellik insanın içindedir" derler. Karacaoğlan, şiirlerinin birinde: "Ben güzele güzel demem, güzel benim olmayınca" diyor. Sezilmemiş, sahip olunmamış güzelliklerin güzel olamayacağını, bu dizelerle ne de güzel aktarıyor bizlere. Güzel, güncel yaşantımızda, temizlik ve düzen olarak ortaya çıkar. Giyimimizde, renk uyumuna ve şekle önem veririz. Şehirlerin güzelliği düzenliliği ve temizliği ile gerçekleşir. Düzen olmayan yerde, güzellik yoktur.

Sanat güzelliği, ahlak da iyiliği arama çabasındadır. Bu nedenle ahlak ile güzel sanatlar arasında bir ilişki bulunmaktadır. Gerçek sanatçılar, maddi çıkarların üstünde olmaları nedeniyle, samimi, iyi kalpli (insancıldır) İki yüzlü değildir, içi, dışı bir ve ahlaklıdırlar. Kimseye kötülük düşünemezler. Onların eserleriyle, duyularımız eğitilmiş olur.
Estetikçiler, "güzel" ve "güzelliği" tanımlamak için çok çalışmıştır, fakat genel olarak kabul edilmiş bir tanıma varamamıştır.

Güzel'i, yaklaştığı, fakat karışmadığı bazı kavramlardan ayırmak gerekir. Bu kavramlar:, "iyi", "hoş", "doğru", ve faydalıdır. Bazı estetikçiler ve filozoflar bu kavramlardan bazılarını "güzel" ile özdeşleştirme yoluna gitmiştir. Aristo, güzel'de üç ana öğe arar. Bunlar: Düzen, simetri ve sınırsızın karşıtı, "belli sınır"dır. Aristo'ya göre dünyada düzensiz hiçbir şey yoktur. Doğanın kendisi bu düzenin nedenidir. Kanun da toplumdaki düzendir. İyi bir kanun iyi bir düzendir. Simetri, iki uç arasında olma Özelliğidir. Simetride ahenk, sağlık ve kuvvet vardır. Çirkinlik organların
simetrisizliğidir. Belli sınıra gelince de, Aristo, doğada her şeyin bir sınırı olduğu için hayat iyi ve hoştur, aynı zamanda sınırı olan her şeyi öğrenmek daha kolaydır ve onun matematiksel bir güzelliği vardır, der.

Alman filozofu .Kant da, estetik yargıları, diğer yargılar gibi nitelik, nicelik, bağıntı ve yön bakımından ele alıp
incelemeyi önerir. Güzel kavramı kişide ne kadar çok, duyum, hayal, fikir ve yüksek heyecan uyandırırsa o kadar anlamlı olur. Güzel ve güzelliğin, insanlar tarafından anlaşılması için müşterek bir dil gereklidir. Bu dil de SANAT'tır.

Sanata gerekli önemi verelim ve onun yücelmesi için gerekli gayreti sarf edelim. Yüce Atatürk: "Sanattan yoksun bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir" sözü ile, sanatın önemini
ne de güzel belirtmiştir.

Eflatun Dergisi, Nisan I981


BİLİM VE SANAT
Bilim ve sanatın kaynağı doğadır. Tanrı, doğaya matematik bir düzen ve akıl almaz bir güzellik vermiştir. Bu düzen içerisinde en yüce yaratık olan insanın ülküsü, evrimidir.
Evrimin büyüleyici ve çekici bir güzelliği vardır. Evrim, duyu ve düşüncelerin sonsuzluğa yol alması; yaşamın ta kendisidir.

Uygarlık adını verdiğimiz bu gelişim, insanlık kadar eskidir. Onun, gelecekte nereye varacağını saptamak zor. Bu nedenle, bilim ve sanatın düne göre değişik olması doğaldır. Diğer bir deyişle, duyu ve düşüncelerin sonsuzluğa yol almasıdır, bilim ve sanat. Onların en büyük özelliği "statik" durağan olmayışlarıdır. Gerçeklere evrim yolu ile ulaşmak için İnsanoğluna sunulan engin hazinelerdir. Bu nedenle, bir bilim adamı için nasıl ki, her olayın nedenini araştırma olanağı varsa, her sanatçı için de sonsuz biçimlendirme olanakları vardır. Her ikisi de özgür ortamlarda gelişir. Onlar, güzel iyi ve doğruda buluşmayı amaçlamış.

Düşüncenin güzel, iyi ve doğru olarak bulduğu her şey bilim ve sanatın ürünüdür. Uygarlık iki ana temel üzerinde oturtulmuştur. Bunlardan biri bilim, diğeri ise sanattır.

Bilim gibi sanatın bütün dalları bir gövdeye bağlıdır. Hepsinin gayesi aynıdır. Sadece kullanılan malzemeler değişik. Müzik notalarla, seslerle; resim, renklerle, çizgilerle; heykel kille, mermerle ortaya çıkar. Daha da ileriye giderek bilim ve sanatın da birbirlerini tamamladıklarını söyleyebiliriz.

Bilimsiz bir uygarlık düşünülemediği gibi, sanatsız bir uygarlık da düşünülemez. Her ikisi de aynı değerdedir. Önemleri de aynıdır, biri diğerinden üstün değildir. İkisi, kaynaşmış durumdadır. Örneğin resim sanatında bilim, matematikte de bir güzellik vardır.

Güzel, iyi ve doğru bilim ve sanatta var olmadan evvel doğada bulunmaktaydı. Bazı tasavvufi dinler de, bu kavramların saklı bir hazine halinde bulunduğunu ve takdir edilmek üzere ortaya çıktıklarını ileri sürer.

Bunlar, doğanın gözlere bahşettiği bir şölendir; onlar zenginliğimizi arttırarak bize mutluluk verirler ve bizi yüceltir.Bu kavramların, tanımını yapmak zor, hatta olanaksız. Güzel, iyi ve doğru nedir?.. Kişiler gerek yapı gerek kültür yönünden birbirlerinden farklı olduklarından duygulanmaları da farklı olur.
Bu nedenle, sanat güzeli, ahlak iyiyi, bilim de doğruyu arama çabasındadır.
Doğanın koynunda olan bizler, dış alemdeki bu kaynakları içimizde arayıp bulmalı; bilim ve sanatın tükenmeyen pınarından yararlanmalıyız.
Arayış sevmekle olur. Sevgi her şeyin başlangıcı, hareket noktasıdır. İnsanoğlunun yazgısı, devamlı bir arayış içinde olmasıdır.

Çağdaş Sanat Dergisi, 1986